Yasam - Teknoloji, Bilim, Sağlık, Gezi, Tarih, Doğa - Blogcu

Teknoloji, Bilim, Sağlık, Gezi, Tarih, Doğa

Su ve İnsan

29/1/2008 -Kategori: Yasam

SUYUN HAYATIMIZDAKİ YERİ

Mide salgısında da var, terimizde de; kanın içerdiği miktar ise 3-4 litre...

Su yaşamın olmazsa olmazı. Gün içinde bardakta içmesek bile yiyeceklerden, çay ya da kahveden su alıyoruz.

Sırma Grup Genel Müdürü Mehmet Davutoğlu 2007 yılında Türkiye’de 8 milyar litre su tüketildiğini, bunun 6.5 milyar litresini damacana, geri kalanını ise pet şişelerdeki suların oluşturduğunu söylüyor. Yapılan araştırmalara göre en çok su içenler 25-50 yaş grubu arasındakiler. 25 yaşın altındakiler genelde gazlı içecek tüketiyor.

1 İçme suyunda hangi mineraller var?

Su içinde kalsiyum, magnezyum, demir, nitrat, flor, çinko, sodyum bulunuyor. Bu mineralleri miktarı suyun kaynağına göre değişiyor. Bu minerallerin her birinin vücuda yararı ayrı... Satın aldığınız pet şişe veya damacana suyun üzerinde bu mineraller miktarlarıyla yazıyor.

2 Evimin yakınında kaynak su var, çok da lezzetli. Bir zararı var mı?

Pek çok yerde evinin yakınında kaynak suyu görenler bu suları bidonlara doldurarak evlerine taşıyor, gerek içme suyu olarak gerekse yemeklerde kullanıyorlar. Sırma Grup Genel Müdürü Mehmet Davutoğlu bilinmeyen bir kaynaktan alınan suyun tadının iyi olabileceğini belirtirken içindeki maddelere karşı uyarıyor: ‘Kaynağı bilinmeyen suyun içinde insan sağlığına zararlı metaller ve hatta siyanür bile olabilir.’

3 İşlenmiş su ve doğal kaynak suyu ne demek?

Doğal kaynak suyu kaynağından alınan ve hiçbir işleme tabi tutulmayan sulara verilen ad. İşlenmiş su ise çeşitli damıtma yöntemleriyle içindeki kireçten arındırılan ve mineral takviyesi ile tatlandırıcı katılan içme suyu çeşidi. Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Aytaç işlenmiş içme suyuyla ilgili şu bilgileri veriyor: ‘İşlenmiş içme suyu teknoloji uygulanarak elde ediliyor, içindeki mineraller dengeleniyor. Bu suyu içmenin sağlık açısından hiçbir sakıncası yok. Sağlığa zararlı olsa değil Türkiye, dünyanın hiçbir yerinde satışına izin verilmezdi.’

4 Musluktan su içilebilir mi?

Prof. Dr. Aykut Aytaç ‘İçilecek suyun fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik özelliğine bakılır.

Eğer bir su yeterli arıtmadan geçiyor, klorlanarak dezenfekte ediliyorsa su nereden gelirse gelsin içilebilir’ diyor. Aytaç bu denetimin belediyelerce yapıldığına dikkat çekiyor.

5 Suyun işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarım?

Üzerindeki bantın renginden. Nasıl mı? Pet şişenin üzerindeki markanın yer aldığı kağıdın kenarları kahverengi ise işlenmiş, mavi ise doğal kaynak suyu. Bu renkleri belirleyen merci ise Sağlık Bakanlığı.

6 Mineralli su zayıflatır, hazmı kolaylaştırır mı?

Avrupa Birliği’ne uyum yasaları çerçevesinde soda veya maden sularının genel adı mineralli su oldu. Mineralli su içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkıyor. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde ediliyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Damcı mineralli suyun ne hazmı kolaylaştırdığını ne de zayıflattığını söylüyor: ‘Mineralli suyun içinde su ve tuz var. Bunlar insanın tuz ve su ihtiyacını giderir. Bir kişinin yemekten sonra içtiğinde yediklerinin bastırdığını düşünmesi içindeki tuzdandır. Aynı zamanda mineralli su zayıflatmaz.’ Damcı mineralli suyun içindeki tuz oranından dolayı tansiyonu yüksek hastaların çok fazla içmemesini tavsiye ediyor. Ayrıca ödemi olan hamilelerin de mineralli suyu çok fazla tüketmemesi gerektiğini söylüyor. Damcı ‘Maden suyunun ne kadar içilmesi gerektiği harcanan su ve tuz miktarına göre değişir. Örneğin yazın vücut çok fazla tuz ve su kaybettiği için daha fazla içilebilir’ diyor.

7 Günde sekiz bardak su içmek mi gerekiyor?

Bir kişinin günde kaç bardak su içip içmeyeceği o kişiye göre değişiyor. Prof. Dr. Taner Damcı sporcu kişiden oturarak çalışan kişiye göre günlük içilmesi gereken su miktarının değiştiğini söylüyor. Fazla su içilmesinin kandaki sodyum miktarını artırdığını belirten Damcı ‘ABD’de bir maraton koşucusu çok su içtiği için hayatını kaybetmişti’ örneğini veriyor. Ayrıca gün içinde tüketilen kahve, çay, bitki çayları, gazlı içecekler, meyve suları da vücudun su ihtiyacını büyük ölçüde karşılıyor. Büyük ölçüde diyoruz çünkü Taner Damcı çayın idrarla çıktığını belirterek içilen vücuda sağladığı su miktarının da böylece azaldığına dikkat çekiyor.

8 Suyun ömrü var mı?

Her şeyin olduğu gibi suyun da ömrü var; pet şişelerdeki suyun bir yılda tüketilmesi gerekiyor. Şişe sularının kapakları alüminyum olduğu için hemen tüketilmesi gerekiyor.

 

Alıntı :

Star

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kar Taneleri

20/1/2008 -Kategori: Yasam

KAR TANELERİ

Çok sayıda kar kristal çeşidi olmasına rağmen hepsi altı köşelidir. Kar tanelerinin kristal yapıları birbirinin tıpa tıp aynısı değildir. Mikroskopla büyütülen kar taneleri üzerinde yapılan araştırmalarda kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlanmamıştır. Kar kristalleri üzerinde ilk araştırmaları yapan Amerikalı Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında adeta büyülenmiş ve elli yıl boyunca sürekli kar kristali resmi çekmiştir. Elde ettiği 6000 resim içinde kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlayamamıştır. Daha sonraları diğer ilim adamlarının sürdürdüğü çalışmalar neticesinde şimdiye kadar kar tanecikleri arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde ve aynı sayıda su molekülü ihtiva eden iki kristal bile bulunamamıştır.

Çapları 2-4 mm, ağırlıkları ise yaklaşık 0,005 gram olan kar tanecikleri havanın gösterdiği direnç sebebiyle süzülerek (limit hızla) yere inerler. Bu inme sırasında tanecikler birbirlerini ittiklerinden yapışmazlar. Özelliklerini koruyarak yere inerler. Bunlar güneş ışığını tamamen yansıttıkları için beyaz olarak görülürler. Kar yağışı genellikle hava sıcaklığı -4°C ilâ -20°C arasındayken olur. Bu yağış, sıcaklık sıfırın altında birkaç derece olduğunda ağır, nemli, ebatları bir santimetreye ulaşan parçalar halinde gerçekleşir. “Lapa lapa kar yağması” tabiri bu durum için kullanılır. Atmosfer ile toprağın sıcaklıkları eşit olursa yüzeye ulaşan kar hemen erimez. Toprak sıcaklığı atmosfer sıcaklığının üzerinde ise, yere düşen kar kısa sürede erir.

Dünya üzerinde bir bölgede, kar yağışı olma ihtimali, o bölgenin ekvatordan uzaklık ve deniz seviyesinden yüksekliği ile doğru orantılıdır. Buna rağmen ılıman bölgelerin kara iklimi görülen kısımlarında, ekvatordan uzaklık ve denizden yükseklik şartları yeterli durumda olmasa bile, kar yağışı görülür. Yapılan araştırmalarda bütün yağışların altı veya sekizde birinin kar olarak gerçekleştiği anlaşılmıştır. Karın, tarım toprağını koruması ve nemli tutmasında önemi büyüktür. Kar, yeryüzü ve yeraltı su rezervlerinin ana kaynağıdır.

Kar, -8°C’ de, bitkilerin üzerinde ince bir hava tabakası bırakarak, bu bölgeyi 0°C olacak şekilde örter. Kış boyunca toprak ve bitkileri donmaktan koruyan kar, ilkbaharda sıcaklığın artmasıyla eriyerek nehirlere ulaşır. Ayrıca kışın yağan ve dörtte üçü üst kısımlarda kalan kar, yaz kuraklığına karşı da toprağı ve bitkileri korumuş olur. Karda bulunan amonyak, kar erimesiyle birlikte toprakta kalır. Bu amonyak, azot bakterileri tarafından kalsiyum nitrat gibi azot tozlarına çevrilerek bitkilerin azot ihtiyacını karşılar.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Beynimiz

20/1/2008 -Kategori: Yasam

BEYNİMİZ

Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalara göre beynimiz yaklaşık bir milyar nörondan (sinir hücresi) oluşuyor.

Bilgilerin nöronlara yüklenebilmesi öğrenmedir. Nöronlara yüklenen bu bilgilerin bulundukları yerden çağrılabilmesi ise hatırlama dediğimiz süreçtir. Nöronlara yüklenmiş olan bilgi kümeleri arasında bağlantının oluşması zekayı ortaya çıkarır. Hafıza, öğrenebilmeyi ve hatırlamayı bilmeyi kapsar.

Vücut hücrelerimizin önemli bir bölümü belirli bir süre içinde ölmekte ve yerlerine yenileri yapılmaktadır. Beyin hücreleri ise varlıklarını sürdürmektedir. Çocukluğumuzdan kalma birçok bilgiyi hatırlamamızın nedeni de budur. Beyin hücresinin ölmesi demek onun taşıdığı bilginin ömür boyu kaybedilmesi demektir.

Beyin kapasitesi beyindeki nöron sayısı ve bu nöronlar arasındaki bilgi iletebilme yoğunluğu demektir.

Beynin ihtiyaç duyduğu en temel iki kaynak oksijen ve glikozdur. Bol oksijen beynin etkili çalışmasını sağlar ve beyin etkili çalışmaya devam ederse etkinlik derecesi sürekli artar. Glikoz ise doğru beslenme ile karşılanır.

Öğrenmeyi geliştirmek için belleği de geliştirmek gerekmektedir. Bu yeteneklerimizi geliştirmenin ilk yolu beynimizi korumaktır. Beynimizi etkileyen en olumsuz etkenler, beyin hasarı ve strestir. Yorgunluk ve uykusuzluk da beynimizi etkileyen faktörlerdendir. Günde 7 saatten az uyumak beynin, öğrenme, bellek ve dikkat gibi işlevlerini yavaşlatmaktadır. Yaşantımızdan stresi bütünüyle atmak mümkün olmasa da en aza indirmek için çaba göstermemiz gerekmektedir.

Uzmanlara göre; olumsuz düşünceler beynin büyük düşmanlarındandır. Gelecekle ilgili sürekli olumsuz tahminlerde bulunmak, sürekli genellemeler yapmak, kendini aşırı suçlamak gibi düşünceler beynin işlevlerini yavaşlatıp azaltmaktadır. Fiziksel ve ruhsal rahatlama ise beynin kapasitesini artırarak hafızayı kuvvetlendirmektedir. Beyni olumsuz düşüncelerden arındırıp rahatlamak için önerilen başlıca yöntemlerden en önde gelenleri spor yapmak, müzik dinlemek ve müzik aleti çalmaktır.

Beyni geliştirmenin en iyi yöntemi onu çalıştırmaktır. Aynı kaslar gibi beyin de çalıştıkça gelişmektedir. Beyin çalıştıkça, yeni şeyler öğrendikçe nöronlar arasında yeni bağlantılar oluşur. Uzun süre öğrenme sürecine ara verildiğinde beyindeki bazı bağlantılar kaybolmaya başlar. Buna bağlı olarak da öğrenme güçleşir ve bellek zayıflar. Uzun süre kitap okumayan bir öğrencinin ders çalışmaktan soğuması ve okulun açıldığı ilk haftalarda zorlanması, nöronlar arasındaki bağlantıların kaybolmasına bağlıdır. Her gün az da olsa yeni bilgiler öğrenmek beyni geliştirmektedir.

Güçlü bir hafızaya sahip olabilmek veya hafızamızı güçlendirebilmek elimizde. Yapmamız gerekenler özetle;

a-) Dengeli beslenmek,
b-) Sağlıklı bir yaşam,
c-) Hayatımızdaki stresi en aza indirmek,
d-) Okumak, araştırmak, bulmaca çözmek ve beynimizi yavaşlatan unsurlardan uzak durmaktır.

Albert Einstein'ın; Bir kişi günde 15 dakika bir konuda çalışırsa bir yılda o konuda uzman olur, 5 yıl çalışırsa ülke çapında bir uzman olur sözünü de unutmamakta fayda var.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı